mekan: parkorman
zorlu bir yolculuk sonunda, alp, ıtır ve zeynep konser alanına varır.
almula beklenir, içeri girilir.
alp ve ıtır wc kuyruğuna girer ve umitsiz bekleyiş başlar. yaklaşık 15dk sonra, ıtır'ın aradaşı sayesinde kuyruktan çıkılır. ancak vaatler boştur, gidilen noktada wc yoktur :)
bu boktan olaylar silsilesi, konserin başladığı ilk 3 dakikaya kadar sürer, ancak mutlu sonlanır.
en güzel görüntü alınacak ve rahat bir noktadan ıtır ve alp konseri izlemeye başlarlar, ancak o da ne? bu boktan heyecan onları arkadaşlarından ayrı düşürmüştür!
arama-kurtarma çalışmaları sonunda 3. şarkı çalarken buluşulur, ve pre-paid yemek olayı için "yiyecek" ve "içecek" ekipleri oluşturulur.
alp ve ıtır mekanın ortasındaki havuzu aşarak arkaya ulaşmak zorundadır, ıtır düşünürken alp bariyerlerin üstünden uçmaya çalışır ve havuza düşen bazı nesneler göze ve kulağa çarpar!
olay yerine gelen görevli;
"abi ne yaptın ya, ortalığın ... na koydun!"
diyerek hislerini paylaşır.
köfte-ekmek eşliğinde konser izlenir.
bu arada hemen yanımızdaki çift dikkatleri üzerine çekmektedir. uzun süredir görüşmeyen, şehvetli aşıklar oldukları belirlenen S.A. ve G.D. mekanı tam anlamıyla verimli kullanarak yakınlaşırlar.
dans, fotoğraf çekimi ve muhabbet aktiviteleri ile sonlanan konserin ardından, ortaköy house cafe'ye gidilir ve cila yapılır.
g.s. üni. önündeki uzun boylu hatunun gögüsleri ise bahsetmeye değerdir.
ıtır'ın yeşil efekt yaratma çabaları boşa gitmesin diye, bir ağacı kucakladığım ve poz verdiğim bildiriliyor.
gecemiz güzeldi, tüm katılımcılara ve travis band'e teşekkür ederük!
Pazartesi, Temmuz 14, 2008
geldi ama...
...tat bırakmadan gitti.
kim belirledi böyle "yavan" bir şarkı listesini?
neden mutsuz, heyecansız ve donuk çaldı?
"brothers in arms", "walk of life", "romeo&juliet" ve "sultans of swing" den başka hiç mi şarkı kalmamıştı aklında?
dire straits albümü,
communiqué albümü,
kim bestelemişti bu apayrı müzikleri?
dinlediğiniz zaman, "işte bu mark knopfler'ın gitarı" diyebileceğiniz özgünlükteki müzik neden layık görülmedi, ilk defa konser verilen istanbul'a?
"all the roadrunning" diye şarkılar yazdığın, takılıp kaldığın bu country havaları seni de bizi de açmadı.
diyorum kendi kendime, herhalde doydu artık böyle güzel müzik üretmeye, başka şekiller deniyor...
denesin,
keyif yok.
kim belirledi böyle "yavan" bir şarkı listesini?
neden mutsuz, heyecansız ve donuk çaldı?
"brothers in arms", "walk of life", "romeo&juliet" ve "sultans of swing" den başka hiç mi şarkı kalmamıştı aklında?
dire straits albümü,
communiqué albümü,
kim bestelemişti bu apayrı müzikleri?
dinlediğiniz zaman, "işte bu mark knopfler'ın gitarı" diyebileceğiniz özgünlükteki müzik neden layık görülmedi, ilk defa konser verilen istanbul'a?
"all the roadrunning" diye şarkılar yazdığın, takılıp kaldığın bu country havaları seni de bizi de açmadı.
diyorum kendi kendime, herhalde doydu artık böyle güzel müzik üretmeye, başka şekiller deniyor...
denesin,
keyif yok.
Cuma, Haziran 13, 2008
flüt ve gitarın buluşması

6 haziran cuma, AKSA da iş haftasının son günü akşamki konser için bekleyiş devam ediyor...
ilk defa canlı performanslarını göreceğim "Jethro Tull ve Saz Arkadaşları" bu gece Maslak'ta!?! sahne alacak.
konserin maslakta bir amfi-tiyatro bozması mekanda olduğunu önceden öğrenmiştim, bu nedenle pek ümitli değildim mekandan yana...
nitekim konser alanına giriş tam bir rezaletti... toz toprak içinde daracık bir yolda arabalar yoğun trafikte ilerlemeye çalışırken, izleyici kitle kenardan girişe doğru ilerliyor. o giriş denen yer de zaten saçma bir şekilde ağzı yola bitişik bir boşluk, üstüne bir "modern" çöl tentesi germişler. neyse, amacımız üzüm yemek, müzik dinlemek olsun...
dedik, ve sıraya girip, rahatça içeri girdik. 4 kişiyiz, iki baba-oğul, keyfimiz yerinde... amfi alanına gelince daha bir rahatladım, düzgün bir oturma alanı yapmışlar en azından, sahne de fena gözükmüyor. oturduk, 8 ytl lik lüks tarifeden efes biralarımızı aldık, bekliyoruz...
konser vaktinde başladı, ses sistemi iyi gidiyor şimdilik... bu arada havanın kararması ile arada bir sahne ışıklarının parlamalarına eşlik eden şimşekler çakıyor... altımda şort, üstte tişört düşünüyorum şimdi yağmur yağarsa ne yaparız diye...
bu arada bay anderson şakacı tavrı ile bizleri selamlıyor, daha sonra sahnenin önünden geçen bir zıpır elemana seslenerek;
"no,no! i really don't mind if you walk in front me while i am talking" diyerek bizleri güldürüp, elemanı da kırmadan uyarıyor...
ilk yarı sakin çalıyor ve herkesin ezbere bilmediği şarkılarını bizlerle paylaşıyor.
ikinci yarıyı beklerken başladı bir yağmur, çiseliyor ama belli olmaz derken ikinci yarı başladı, yağmur da hediyesi... esmediği sürece sorun yok diyorum ama meret yağıyor.
bu arada bay muzip anderson mikrofondan şöyle sesleniyor;
"now we will introduce you a tune that you probably are very familiar with, from the well known, great american band eagles... diyor ve duruyor
no way, actually i hate eagles but they used a series of chords in their hotel california, which are in fact ours :) "
diyerek bizleri tekrar güldürüyor ve konserin en etkileyici son bölümüne giriyoruz. bu şarkıdan sonra, "thick as a brick", "aqualung" ve J.S.Bach'ın "bourré" sini de çalarak biz ıslak seyircileri kurutuyor.
konser kısa bir bis ile son bulurken, bizde "uleyn çok iyi çaldılar be yahu, 60 yaşında adam..." diyerekten keyifle çıkışa yöneliyoruz... ancak dışarı çıkmak imkansız gibi, hac yolundaki zavallılar gibi sıralandık bekliyoruz.
aklımdan geçiriyorum, "ulan bir yangın çıksa nasıl çıkacak insanlar buradan... hangi mimar tasarlamış, hangi akıllı onaylamış bu yapının projesini" diyorum.
pisliğin, tozun, dumanın içinde arap bedevileri gibi çıkıyoruz mekandan...
ah istanbul, ah büyükşehirdeki cehalet... keyfimizden bir parça çaldın, ama müzik ve yaratıcılık senden fazlaydı ve hala damağımızda tadı var.
sen cehaletle, müzik hayat ve akılla dans ettiği sürece alt edemezsin onu...
keyifle ve müzikle kalın
Salı, Haziran 03, 2008
haziran'da ne yapılır?
sabah 6:15 de kalkılır, kahvaltı edip marş'a basılır.
eskihisar'a varılır, tekneye binilir.
10 dakikalık temiz hava ve deniz keyfinden sonra iskeleye yanaşılır, arabaya binilir.
A blok önünde inilir, ofise girilir.
iş yapılır, yemek vakti gelir. 7 çeşit içinden yemek yenir, çamların altında tavla oynanır, limonata içilir.
ofise girilir, iş yapılır.
saat 6 da tekneye binilir, eskihisara gidilir.
tekne keyfi 10 dakika da olsa günde iki keredir, başkadır.
bunun adı aksa stajı'dır.
2 hafta sürer...
eskihisar'a varılır, tekneye binilir.
10 dakikalık temiz hava ve deniz keyfinden sonra iskeleye yanaşılır, arabaya binilir.
A blok önünde inilir, ofise girilir.
iş yapılır, yemek vakti gelir. 7 çeşit içinden yemek yenir, çamların altında tavla oynanır, limonata içilir.
ofise girilir, iş yapılır.
saat 6 da tekneye binilir, eskihisara gidilir.
tekne keyfi 10 dakika da olsa günde iki keredir, başkadır.
bunun adı aksa stajı'dır.
2 hafta sürer...
mini göcek rehberi 3
Göbün'de dinlenince sabah kahvaltı etmeden çıkarız, kanaldan kurtulup, güneye yol verilir. Haritadan bakıp Yavan Su'ya varırız.
Yavan Su
Sakinliği ve denize kadar inen çamları ile geniş bir cennet denizidir burası. Koyun doğusunda (girerken iskelenizde kalır) bir T iskele vardır, tonoz alınır. Kahvaltınızı bu iskelenin hemen sancak kısmında kalan havuz gibi yuvarlak yerde alargada kalarak edebilirsiniz. En batı köşede ise ufacık bir kumsal sizi bekler eğer boş bulabilirseniz. Arkası Hamam Koyu'dur. Bu uçlar dışında dip derindir. 15 - 20 mt. ye demir atılır.
Gece kalacaksanız iskeleye bağlamanızı tavisye ederim, malum Guletler gibi 100 mt. demirimiz olmadığından bu derin ve gecesi rüzgarlı koyda başınız ağrıyabilir.
Kahvaltı keyfinden sonra, hemen batıdaki sırtın arkasında gizli başka bir koy'a Hamam ve Kapı koylarına gidiyoruz...
Hamam ve Kapı Koyları
Ortasında küçük burnu ve adacığı ile bu iki komşu girinti birbirine karşı karşıya dururlar. Göcek'in gece meltemi, açıkdenize bakan tepelerden kopup bu küçücük koyları birbirine katar. Geceleyecekseniz dikkat! Dip erişte ve kumdur, gündüz heykel gibi duran tekneler gece meltemde zor anlar yaşar.
Gündüz keyfi bambaşkadır bu koyların, sıcak sizi baymaz, denize inen çamların kokusu ve sakinlik içinde geçer vakit. Koyun batısında bir iskele vardır uzunca.
Göcek'te mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir.
Yavan Su
Sakinliği ve denize kadar inen çamları ile geniş bir cennet denizidir burası. Koyun doğusunda (girerken iskelenizde kalır) bir T iskele vardır, tonoz alınır. Kahvaltınızı bu iskelenin hemen sancak kısmında kalan havuz gibi yuvarlak yerde alargada kalarak edebilirsiniz. En batı köşede ise ufacık bir kumsal sizi bekler eğer boş bulabilirseniz. Arkası Hamam Koyu'dur. Bu uçlar dışında dip derindir. 15 - 20 mt. ye demir atılır.
Gece kalacaksanız iskeleye bağlamanızı tavisye ederim, malum Guletler gibi 100 mt. demirimiz olmadığından bu derin ve gecesi rüzgarlı koyda başınız ağrıyabilir.
Kahvaltı keyfinden sonra, hemen batıdaki sırtın arkasında gizli başka bir koy'a Hamam ve Kapı koylarına gidiyoruz...
Hamam ve Kapı Koyları
Ortasında küçük burnu ve adacığı ile bu iki komşu girinti birbirine karşı karşıya dururlar. Göcek'in gece meltemi, açıkdenize bakan tepelerden kopup bu küçücük koyları birbirine katar. Geceleyecekseniz dikkat! Dip erişte ve kumdur, gündüz heykel gibi duran tekneler gece meltemde zor anlar yaşar.
Gündüz keyfi bambaşkadır bu koyların, sıcak sizi baymaz, denize inen çamların kokusu ve sakinlik içinde geçer vakit. Koyun batısında bir iskele vardır uzunca.
Göcek'te mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir.
Pazartesi, Haziran 02, 2008
mini göcek rehberi 2
evet efendim, yassıcalarda ara verdiğimiz göcek turumuza devam edelim.
eğer yassıcalarda yer bulup, demir tutturup ve de keyfinizi yapıp gecelediyseniz, sabahında kahvaltı edip, güneye yol verilir. ilk durağımız Tersane Adası.
Tersane Adası
Bu adanın iki koyu vardır. İlkinin ağzı Yassıcalardan güneye inerken hemen iskelenizde kalır, ancak yakınına gelmeden gözükmez. Haritanızdan bakabilirsiniz.
Bu geniş ağızlı koy derin suyu ve sakinliği ile güzel bir yüzme mola yeridir. Genelde sakin olur, arasıra günlükçüler uğrar. Meraklı iseniz koyun tam dibinden karaya çıkıp arkadaki kış limanına kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz gün batarken.
İkinci koy için adanın güneyine yönleniyor ve daracık girişini kaçırmamak için haritamıza bakıyoruz. İçerisi kalabalık olur, günübirlikçiler mutlaka uğrar. Ancak sakin vakitlerde size ait özel havuzunuz gibidir, akşam vakti keyif yeridir.
Girişteki kanal ileride genişler ve iskelenizde su sığdır. Gece sancak tarafa koltuk verilip kalınır.
Hacıdede Deresi - Batık Ev
Eğer Tersane'de yer bulamadıysanız şansınızı Hacıdede Dersinde deneyebilrsiniz. Gecelemeye ve grup keyfine imkan vermesede denizin tam ortasında bir batık ev barındıran bu kanal serin ve temiz suyu ile mola yeriniz olabilir. Tersane ile Domuzadası arasında kalan Hacıdede Deresi'ne haritadan bakıp ulaşabilirsiniz.
Dip derindir, yeterli kaloma verip alargada kalabilirsiniz.
Eh, bugün pek bir keyif yaptık, eğer fazla oyalanmadıysanız, akşam rüzgarını hala yakalayıp yelken yapabilirsiniz demektir! O zaman çıkın adaların arasından, Kapı ve Hamam koyları sırtlarından körfeze dolan canlı rüzgarla yelkenin keyfine varın, bordanız ıslansın biraz!
Eğer çok Göcek tarafına çıkmadıysanız gece yorgunluk atıp güzel bir yemek yemek için; Göbün'e girilir.
Göbün
Burası herhalde Göcek'te ki en gizli ve kuytu yerdir. Domuz adasının güneyindeki dar boğaza girerken sancakta kalır girişi.
İçeride bir iskele, restaurant ve üç - beş teknenin kalabileceği dar bir alan vardır. Bu koy hemen dolar ve çoğu tekne yer bulamayıp dışarı çıkar. İçeride manevra edecek çok yer yoktur, büyük yatlar giremez.
İskeleden tonoz alınır. Gece karada yemek yenilir. Kalabalık olduğunda biraz gürültülüdür.
eveet, şimdilik bu kadar. Haziran bitmeden, yazıyı tamamlamak ümidi ile!
keyfiniz yerinde, canınız güvende olsun...
eğer yassıcalarda yer bulup, demir tutturup ve de keyfinizi yapıp gecelediyseniz, sabahında kahvaltı edip, güneye yol verilir. ilk durağımız Tersane Adası.
Tersane Adası
Bu adanın iki koyu vardır. İlkinin ağzı Yassıcalardan güneye inerken hemen iskelenizde kalır, ancak yakınına gelmeden gözükmez. Haritanızdan bakabilirsiniz.
Bu geniş ağızlı koy derin suyu ve sakinliği ile güzel bir yüzme mola yeridir. Genelde sakin olur, arasıra günlükçüler uğrar. Meraklı iseniz koyun tam dibinden karaya çıkıp arkadaki kış limanına kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz gün batarken.
İkinci koy için adanın güneyine yönleniyor ve daracık girişini kaçırmamak için haritamıza bakıyoruz. İçerisi kalabalık olur, günübirlikçiler mutlaka uğrar. Ancak sakin vakitlerde size ait özel havuzunuz gibidir, akşam vakti keyif yeridir.
Girişteki kanal ileride genişler ve iskelenizde su sığdır. Gece sancak tarafa koltuk verilip kalınır.
Hacıdede Deresi - Batık Ev
Eğer Tersane'de yer bulamadıysanız şansınızı Hacıdede Dersinde deneyebilrsiniz. Gecelemeye ve grup keyfine imkan vermesede denizin tam ortasında bir batık ev barındıran bu kanal serin ve temiz suyu ile mola yeriniz olabilir. Tersane ile Domuzadası arasında kalan Hacıdede Deresi'ne haritadan bakıp ulaşabilirsiniz.
Dip derindir, yeterli kaloma verip alargada kalabilirsiniz.
Eh, bugün pek bir keyif yaptık, eğer fazla oyalanmadıysanız, akşam rüzgarını hala yakalayıp yelken yapabilirsiniz demektir! O zaman çıkın adaların arasından, Kapı ve Hamam koyları sırtlarından körfeze dolan canlı rüzgarla yelkenin keyfine varın, bordanız ıslansın biraz!
Eğer çok Göcek tarafına çıkmadıysanız gece yorgunluk atıp güzel bir yemek yemek için; Göbün'e girilir.
Göbün
Burası herhalde Göcek'te ki en gizli ve kuytu yerdir. Domuz adasının güneyindeki dar boğaza girerken sancakta kalır girişi.
İçeride bir iskele, restaurant ve üç - beş teknenin kalabileceği dar bir alan vardır. Bu koy hemen dolar ve çoğu tekne yer bulamayıp dışarı çıkar. İçeride manevra edecek çok yer yoktur, büyük yatlar giremez.
İskeleden tonoz alınır. Gece karada yemek yenilir. Kalabalık olduğunda biraz gürültülüdür.
eveet, şimdilik bu kadar. Haziran bitmeden, yazıyı tamamlamak ümidi ile!
keyfiniz yerinde, canınız güvende olsun...
Salı, Mayıs 27, 2008
istanbul'da yaz konserleri ve müzik hakkında...
her ne kadar 2 saatlik sinema filmine sığabilecek konuyu 6 ayda anlatan zırva diziler gibi tanıtılıp, kitlelere ulaşamasalar da son yıllarda ülkemizde sahne almaya gelen birçok değerli yabancı sanatçı var.
yakın zamanda gittiklerimden birkaç örnek vereyim;
Uriah Heep - 22 Mayıs 2004, Parkorman
Deep Purple - 23 Temmuz 2005, Parkorman
Guns N' Roses - 12 Temmuz 2006, Kuruçeşme
Roger Waters - 20 Haziran 2006, Kuruçeşme
bu yaz ise Travis, Chris de Burgh ve en önemlisi Dire Straits gitaristi, kendi tarzında dünyaca kabulgörmüş başarılı gitarist Mark Knopler ülkemizde konser verecek.
bu isimleri Türkiye'de dinlemek çok memnun edici, ancak üzücü olan birşey var ki ülkemizdeki "müzik" kültürü'nün ne kadar acınası bir hal aldığını gözler önüne seriyor.
O, bu isimlerin ne kadar tanındığı ve dinlendiği!
yorumlarımı paylaşmadan önce herkesin müzik zevkine saygı duyduğumu ve zevklerin tartışılamayacağını kabul ettiğimi belirtmek istiyorum.
zevkler tartışılmaz ama gelişimi kontrol edilebilir bence... nasıl ki damak tadınız ailenize ve yaşadığınız şehire göre şekilleniyor ise kulağınız ve duygularınıza hitap eden müzik zevkiniz de çevrenizden etkileniyor.
benzer şekilde müzik icra eden kişiler de bulundukları ortamdan ve dinledikleri müziklerde etkilenirler. bu tür etileşimlerin ne boyutlara ulaşabileceğini "Rolling Stone" dergisinde okuyabilirsiniz.
sizlere çok belirgin bir örnek vermek istiyorum, bu etkileşimler üzerine...
"redd" adında bir grup var ülkemizde. pop-rock müzik icra ederler. piyasaya çıktıklarında "Pink Floyd dinlemeyi seviyorlar..." diye tanıtıcı yazılar vardı sağda solda...
bu bir kenarda dursun;
insanlar şarkıların sözlerine önem verir genelde. bazı şarkılar vardır hikayeler anlatır, sözün sonu gelmez... bizde çok sevilir böyle şarkılar. gripin'den tut serdar ortaç'a kadar...
birleştirelim;
redd ülkemizde müzik ve sözü biraraya getirip, şarkıda gereken yerde susmayı bilip, müzik için yer açan sayılı gruplardan. peki neden? nasıl başardılar?
onlar da sadece ülkemizdeki pop ve pop-rock şarkılarını dinliyor olsalardı bugünkü müziği icra edemezlerdi, emin olabilirsiniz. sözü kesip müziğe yer veremezlerdi...
kızmayın, dinleyin. daha çok, daha çeşitli dinleyin...
fark edeceksiniz!
müzik dinlemek size, belirli şarkı kalıplarını öğrenmek, nerede söz nerede enstrüman girecek tahmin etmek gibi bazı fikirler kazandırır.
nereye geldik? iyi müzik dinle, iyi müzik yap...
iyi müzik nedir? dinleyin ve keşfedin!
sizlere kesinlikle savunabileceğim görüş budur. çünkü bir dilin kelimelerini öğrenmek gibi, müzik kalıplarını, çeşitlerini öğrenmek de size algı ve analiz etme konusunda büyük beceri kazandıracaktır.
müzik dinlemekten keyif alıyorsanız, kendinizi kalıplara sokmayın... daha çok dinleyin, bakın neyi göreceksiniz...
bol müzikli günler dileği ile...
melankolik şarkılar...
bazı şarkılar vardır ki vokalistin sesi, notaların sıralanması ile oluşan ezgisi insanın içine dokunur...
işte benim listemden birkaç dokunaklı şarkı;
- empty stairs - saybia
- rewind - paolo nutini
- now and then - blackmore's night
- don't panic - coldplay
- sur le fil - yann tiersen
üzüntülerin şarkılarda kalması dileği ile...
KoroSU Konseri'nin ardından...
26 Mayıs akşamı yoğun final programımın bana hediye ettiği yoğun çalışma içerisinde iken bir ara verdim ve arabaya atlayıp ikinci okulum Sabancı Üniversitesi'ne yola çıktım.
iyiki çıkmışım...
KoroSU adı altındaki Sabancı Üniversitesi öğrencilerinden oluşan orkestra'nın son performansı görülmeye değer idi.
Konserin sahnelendiği Sabancı Gösteri Merkezi'ne konserin ilk yarısının sonuna doğru (yaklaşık 47dk sonra:) girdiğimde "Hisseli Harikalar Kumpanyası" nı söylüyorlardı.
Ara oldu...
ikinci yarı başladı;
yerli ve yabancı şarkıları söylüyorlardı, solistler genelde, orkestra ise sonuna kadar çok başarılı idi... ancak zannediyorum ki ya bir ses teknisyeni yoktu salonda, ya da var olan kişi uyuyordu :) solistlerin sesini duymak imkansız gibiydi çoğu zaman. umarım birdahaki sefere güzel performansları böyle perdelenmez.
arkadaşım Emre Eminoğlu, Yaşar'dan "Kör Bıçak" şarkısını seslendirirken bir defa daha gurur duydum kendisiyle... başarılarının devamını diliyorum.
bu arada konser boyunca kırmızı bir gözlük ve ruj desenli bir fular ile şekilden şekile girerek olduğum yerde yanımdaki arkadaşlarla çok eğlendik.
En beğendiğim performanslar;
hit the road jack - Ray Charles
bohemian rhapsody - Queen
oldu.
konsere bu şarkıları seçen kişileri tebrik ediyorum.
eğer SGM de KoroSU yu dinlemediyseniz, seneye mutlaka orada olun!
Salı, Mayıs 20, 2008
moral artırıcı şarkılar
iş mi sıktı?
şehir mi baydı?
sevgilin başka frekansta mı?
ya da neden rengini ve enerjini yitirdiğini bilmiyorsan bile bu şarkılar içten gıdıklar seni, yüzüne bi gülücük kondurabilir hiç yoktan.
Tak kulaklığını bak keyfine...
- better - Regina Spektor
- whistle for the choir - The Fratellis
- crying shame - Jack Johnson
- wishbone - Architecture in Helsinki
mini göçek rehberi 1
Herkesin huzur ve keyif bulduğu bir yer vardır. Sevdiklerim yanımda, ben yelkenlimde, teknem de Göçek'te ise huzur ve keyif tarif edilemeyecek bir yoğunlukla benimledir.

O yelkenlinin ufacık havuzluğunda olabilmek isteği öyle derinden ve güçlüdür ki; yaz, kış, iş, okul demeden her kalamış marinaya gittiğimde, ada vapurunda, beşiktaş kadıköy hattında aklıma gelir, orada olmak isterim. Ah meret! aklıma girip de du
rur mu? İner boğazımı düğümleyip göğsüme, sevgiline kavuşmak istercesine burkar içimi tekneme kavuşmama daha aylar kadar vakit olduğu gerçeği...
Her yil bu hisler dolar içime, zamanla unutulur deniz gördükçe canlanır. Tekne alalım hayalleri kurulur, başa bela denir geçilir. Yelkene çıkanları öyle kıskanırım ki elim kolum karaya bağlanmış gibi hissedip; denizde başlarına iş gelecek diye korkarım.
aylar böyle geçer...
Kışın bu yaz bizimle hangi aile yelkene çıkacak diye soruşturulur, Göçek'te firma aranır, muhabbetler başlar, tekne beğenilir, pazarlık edilir ve karşılıklı antlaşmaya varılır. Rezervasyon yapılmıştır. Aylar sonra sarılacağın sevgilin gibi gelir, acayip bir his düşünsene...
bak bu yazdıklarımın hepsi gerçek, melankoli yaratıp kimseyi etkileyecek halim yok :) orada suyun üstünde, sevdiklerimle olmayı düşünmek en etkileyci hislerden biri benim için.
Temmuzda hazırlıklarım başlar, her yil sanki ilk defa seyir yapacakmışım gibi haritaları sererim, ufak tefek alışverişler yapılır.
Ağustos ayında yelken vakti gelir, hele iki hafta ise tadına doyulmaz... ve Göçek'e yol verilir arabayla; en keyifli araba yolculuklarındandır o.
Şimdi beni bırakıp Göçek ve koylara gelelim;
Göçek koyları hepsi aynı salona bakan odalar gibi yanyana dizilmiş, herbirinde ayrı keyif alınacak yuvanızdır.
Biz genellikle, ekibe bağlı olarak değişmekle beraber, gecelediğimiz yerde kahvaltımızı edip denize girer, rüzgar çıkan
a kadar komşu koylarda deniz molası verir, öğle yemeğini yer, akşamüstü canlanan rüzgarı yakalayıp yelken yapar ve geceleyeceğimiz koya demirleriz.
Bu rutine uygun olarak genelde konakladığımız koylardan bahsedeyim;
Boynuz bükü

Bu koy geniş ve korunaklıdır, sonunda T iskele, kıyıda dünya tatlısı insanlar Ahmet ve ailesinin işletmesi bulunur. Su ve yiyecek vardır. Tonoz alınıp iskeleye palamar verilir. Sabah mis gibi ekmek çıkar fırında
n, akşam yemeğinizi burada yiyerek yelken yorgunluğunu atabilirsiniz.
eylül boynuzbükünde...
Gecelemek için Göçek koylarının en korunaklılarındandır. Meltem bazen içeriyi karıştırır ama iskelede iseniz sağlamdasınızdır.
Yassıcalar
Bu adalar takımı Boynuzbükünün ağzından görülür, koydan çıkıp dümdüz yol verilmez, arada ada ve sığlık vardır, haritada belirtilmiştir, açığından geçilmeli.
Yassıcalar bizim gün geçirdiğimiz yerlerdendir, esintili olduğundan günün sıcağından bayılmazsınız.
En güzel demir yerleri büyük yassıca ile küçük adanın arasında kalan sığlığın kuzeyidir. Burada gece kalınır, gündür tur tekneleri gelir, dım-tıs gürültüldür. Adaların arasında kuzey-güney yatan kanalda (sığlığın güneyinde) demirlenebilir.
Geceleyecek iseniz havaya dikkat edin, en güneydeki adaya sırtınızı verip iyice sokulursanız rahat edersiniz ancak dip eriştedir!
devamı yakında burada olacak...
Pazartesi, Mayıs 19, 2008
şarkılardan parçalar...
işte bazı şarkıların en anlamlı, dokunaklı, insanı uçurabilen veya düşündüren parçaları;
"...kız en güzel, en hafif giysisini giymiş,
oğlan renkli bi dünya boyamış,
kapkara kapılar sormuşlar onlara,
ayıp olmaz mı? ..."
ayıp olmaz mı? - mor ve ötesi
"...don't fool yourself,
she was heartache from the moment that you've met her..."
forget her - jeff buckley
"the gap that grows between our lives, the gap our parents never had...
...oh you're old i hear you say, it doesn't mean that i don't care..."
the everlasting - manic street preachers
"...hiç vaktin olmadı senin,
şimdi gelemezsin sırası değil..."
sırası değil - pinhani
"...i stay to watch you fade away,
i dream of you tonight,
tomorrow you'll be gone,
it gives me time to stay,
to watch you fade away,
i dream of you tonight,
i wish by god you'd stay..."
the second you sleep - saybia
"...we only said goodbye with words,
i died a hundred times,
you go back to her,
and i go back to us..."
back to black - amy winehouse
"eğer her gece yattığında,
büyülü düşler sana benden bahsediyorsa,
hemen tatlı uykundan uyan,
çünkü ben hiç uyuyamam,
seni düşündüğüm zaman..."
sevmekten usanmam - pinhani
"...but we live in a beautiful world,
yeah we do, yeah we do..."
don't panic - coldplay
"...herşeyi al bana beni geri ver,
bir şansım olsun..."
nilüfer - müslüm gürses
"...then she'd scream in my face, tell me to leave,
leave this place, because she's a supergirl..."
supergirl - reamonn
şimdilik bu kadar; ha unutmadan, eğer dinlemediyseniz, şarkıların hepsi tavsiye edilir...
patates, fesleğen ve kremalı makarna
oldukça doyurucu bir makarna... dün yine malzemesiz kalınca eldekilerle denedim, yazmaya değer;
- yarım paket spaghetti, linguine (şu yassı uzun makarnalardan) veya tagliatelle
- 3 büyük patates
- 1 veya 1,5 paket krema
- kuru fesleğen
- çam fıstığı
- parmesan veya eski/yeni kaşar
- zeytinyağı, tuz, sarımsak
- tencere 2x
önce patasleri soy, küçük küpler halinde kes, tuzlu suda haşlamaya başla. makarnayı haşlarken, patateslerin çok pişmemesine dikkat! yoksa püre olur.
peyniri, sarımsağı, çam fıstıklarını ve mikserden geçir veya uğraşabilirsen rendele... kenara kaseye koy.
makarna haşlandıktan sonra, yapışmayan ve tüm makarnayı alabilecek tencereye kremayı boşalt, kasedeki karışımı ekle kısık ateşte krema fokurdayana kadar ısıt... eğer kıvamı artırmak istersen rende peynir ekleyebilirsin. en son fesleğeni ekle.
sıcak sosun içine makarnayı dök, (tersini yapma:) ısıtmaya devam et, iyice karıştır, tabaklara koy.
-----
yanına kolay içilecek bir kırmızı şarap aç, keyfine bak
afiyet olsun
Etiketler:
makarna yemek patates fesleğen krema peynir
yol şarkıları

otobüs camından roma'da otoban, saat 06:15
klimasız arabanın camları açılır, güney'e bu şarkılarla yol verilir; hele bir de yanında sevgilin varsa deme keyfine;
- mr. jones - Counting Crows
- ne olmaya geldim - Redd
- are you still having fun - Eagle Eye Cherry
- dont go away - Oasis
- sleepwalker - The Wallflowers
neden blog yazmaya başladın alp?
en basit haliyle; yaşayarak, görerek, dinleyerek keyif aldığım ne varsa hepsini biraraya toplayıp paylaşabilmek için blog.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)