Salı, Mayıs 27, 2008

istanbul'da yaz konserleri ve müzik hakkında...

her ne kadar 2 saatlik sinema filmine sığabilecek konuyu 6 ayda anlatan zırva diziler gibi tanıtılıp, kitlelere ulaşamasalar da son yıllarda ülkemizde sahne almaya gelen birçok değerli yabancı sanatçı var.

yakın zamanda gittiklerimden birkaç örnek vereyim;

Uriah Heep - 22 Mayıs 2004, Parkorman

Deep Purple - 23 Temmuz 2005, Parkorman

Guns N' Roses - 12 Temmuz 2006, Kuruçeşme

Roger Waters - 20 Haziran 2006, Kuruçeşme


bu yaz  ise Travis, Chris de Burgh ve en önemlisi Dire Straits gitaristi, kendi tarzında dünyaca kabulgörmüş başarılı gitarist Mark Knopler ülkemizde konser verecek.

bu isimleri Türkiye'de dinlemek çok memnun edici, ancak üzücü olan birşey var ki ülkemizdeki "müzik" kültürü'nün ne kadar acınası bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

O, bu isimlerin ne kadar tanındığı ve dinlendiği!

yorumlarımı paylaşmadan önce herkesin müzik zevkine saygı duyduğumu ve zevklerin tartışılamayacağını kabul ettiğimi belirtmek istiyorum.

zevkler tartışılmaz ama gelişimi kontrol edilebilir bence... nasıl ki damak tadınız ailenize ve yaşadığınız şehire göre şekilleniyor ise kulağınız ve duygularınıza hitap eden müzik zevkiniz de çevrenizden etkileniyor.

benzer şekilde müzik icra eden kişiler de bulundukları ortamdan ve dinledikleri müziklerde etkilenirler. bu tür etileşimlerin ne boyutlara ulaşabileceğini "Rolling Stone" dergisinde okuyabilirsiniz.

sizlere çok belirgin bir örnek vermek istiyorum, bu etkileşimler üzerine...

"redd" adında bir grup var ülkemizde. pop-rock müzik icra ederler. piyasaya çıktıklarında "Pink Floyd dinlemeyi seviyorlar..." diye tanıtıcı yazılar vardı sağda solda...

bu bir kenarda dursun;

insanlar şarkıların sözlerine önem verir genelde. bazı şarkılar vardır hikayeler anlatır, sözün sonu gelmez... bizde çok sevilir böyle şarkılar. gripin'den tut serdar ortaç'a kadar...

birleştirelim;

redd ülkemizde müzik ve sözü biraraya getirip, şarkıda gereken yerde susmayı bilip, müzik için yer açan sayılı gruplardan. peki neden? nasıl başardılar?

onlar da sadece ülkemizdeki pop ve pop-rock şarkılarını dinliyor olsalardı bugünkü müziği icra edemezlerdi, emin olabilirsiniz. sözü kesip müziğe yer veremezlerdi...

kızmayın, dinleyin. daha çok, daha çeşitli dinleyin...

fark edeceksiniz!

müzik dinlemek size, belirli şarkı kalıplarını öğrenmek, nerede söz nerede enstrüman girecek tahmin etmek gibi bazı fikirler kazandırır.

nereye geldik? iyi müzik dinle, iyi müzik yap...

iyi müzik nedir? dinleyin ve keşfedin!

sizlere kesinlikle savunabileceğim görüş budur. çünkü bir dilin kelimelerini öğrenmek gibi, müzik kalıplarını, çeşitlerini öğrenmek de size algı ve analiz etme konusunda büyük beceri kazandıracaktır.

müzik dinlemekten keyif alıyorsanız, kendinizi kalıplara sokmayın... daha çok dinleyin, bakın neyi göreceksiniz...

bol müzikli günler dileği ile...




melankolik şarkılar...

bazı şarkılar vardır ki vokalistin sesi, notaların sıralanması ile oluşan ezgisi insanın içine dokunur...

işte benim listemden birkaç dokunaklı şarkı;

  1. empty stairs - saybia
  2. rewind - paolo nutini
  3. now and then - blackmore's night
  4. don't panic - coldplay
  5. sur le fil - yann tiersen

üzüntülerin şarkılarda kalması dileği ile...

KoroSU Konseri'nin ardından...

26 Mayıs akşamı yoğun final programımın bana hediye ettiği yoğun çalışma içerisinde iken bir ara verdim ve arabaya atlayıp ikinci okulum Sabancı Üniversitesi'ne yola çıktım.

iyiki çıkmışım...

KoroSU adı altındaki Sabancı Üniversitesi öğrencilerinden oluşan orkestra'nın son performansı görülmeye değer idi.

Konserin sahnelendiği Sabancı Gösteri Merkezi'ne konserin ilk yarısının sonuna doğru (yaklaşık 47dk sonra:) girdiğimde "Hisseli Harikalar Kumpanyası" nı söylüyorlardı.

Ara oldu...

ikinci yarı başladı;

yerli ve yabancı şarkıları söylüyorlardı, solistler genelde, orkestra ise sonuna kadar çok başarılı idi... ancak zannediyorum ki ya bir ses teknisyeni yoktu salonda, ya da var olan kişi uyuyordu :) solistlerin sesini duymak imkansız gibiydi çoğu zaman. umarım birdahaki sefere güzel performansları böyle perdelenmez.

arkadaşım Emre Eminoğlu, Yaşar'dan "Kör Bıçak" şarkısını seslendirirken bir defa daha gurur duydum kendisiyle... başarılarının devamını diliyorum.

bu arada konser boyunca kırmızı bir gözlük ve ruj desenli bir fular ile şekilden şekile girerek olduğum yerde yanımdaki arkadaşlarla çok eğlendik.

En beğendiğim performanslar;

hit the road jack - Ray Charles

bohemian rhapsody - Queen

oldu.

konsere bu şarkıları seçen kişileri tebrik ediyorum.

eğer SGM de KoroSU yu dinlemediyseniz, seneye mutlaka orada olun!

Salı, Mayıs 20, 2008

moral artırıcı şarkılar

iş mi sıktı?

şehir mi baydı?

sevgilin başka frekansta mı?

ya da neden rengini ve enerjini yitirdiğini bilmiyorsan bile bu şarkılar içten gıdıklar seni, yüzüne bi gülücük kondurabilir hiç yoktan.

Tak kulaklığını bak keyfine...

  1. better - Regina Spektor
  2. whistle for the choir - The Fratellis
  3. crying shame - Jack Johnson
  4. wishbone - Architecture in Helsinki
keyfin yerinde olsun...

mini göçek rehberi 1

Herkesin huzur ve keyif bulduğu bir yer vardır. Sevdiklerim yanımda, ben yelkenlimde, teknem de Göçek'te ise huzur ve keyif tarif edilemeyecek bir yoğunlukla benimledir.

O yelkenlinin ufacık havuzluğunda olabilmek isteği öyle derinden ve güçlüdür ki; yaz, kış, iş, okul demeden her kalamış marinaya gittiğimde, ada vapurunda, beşiktaş kadıköy hattında aklıma gelir, orada olmak isterim. Ah meret! aklıma girip de du
rur mu? İner boğazımı düğümleyip göğsüme, sevgiline kavuşmak istercesine burkar içimi tekneme kavuşmama daha aylar kadar vakit olduğu gerçeği...

Her yil bu hisler dolar içime, zamanla unutulur deniz gördükçe canlanır. Tekne alalım hayalleri kurulur, başa bela denir geçilir. Yelkene çıkanları öyle kıskanırım ki elim kolum karaya bağlanmış gibi hissedip; denizde başlarına iş gelecek diye korkarım.

aylar böyle geçer...

Kışın bu yaz bizimle hangi aile yelkene çıkacak diye soruşturulur, Göçek'te firma aranır, muhabbetler başlar, tekne beğenilir, pazarlık edilir ve karşılıklı antlaşmaya varılır. Rezervasyon yapılmıştır. Aylar sonra sarılacağın sevgilin gibi gelir, acayip bir his düşünsene...

bak bu yazdıklarımın hepsi gerçek, melankoli yaratıp kimseyi etkileyecek halim yok :) orada suyun üstünde, sevdiklerimle olmayı düşünmek en etkileyci hislerden biri benim için.
 
Temmuzda hazırlıklarım başlar, her yil sanki ilk defa seyir yapacakmışım gibi haritaları sererim, ufak tefek alışverişler yapılır.

Ağustos ayında yelken vakti gelir, hele iki hafta ise tadına doyulmaz... ve Göçek'e yol verilir arabayla; en keyifli araba yolculuklarındandır o.

Şimdi beni bırakıp Göçek ve koylara gelelim;

Göçek koyları hepsi aynı salona bakan odalar gibi yanyana dizilmiş, herbirinde ayrı keyif alınacak yuvanızdır.

Biz genellikle, ekibe bağlı olarak değişmekle beraber, gecelediğimiz yerde kahvaltımızı edip denize girer, rüzgar çıkan
a kadar komşu koylarda deniz molası verir, öğle yemeğini yer, akşamüstü canlanan rüzgarı yakalayıp yelken yapar ve geceleyeceğimiz koya demirleriz.

Bu rutine uygun olarak genelde konakladığımız koylardan bahsedeyim;

Boynuz bükü


Bu koy geniş ve korunaklıdır, sonunda T iskele, kıyıda dünya tatlısı insanlar Ahmet ve ailesinin işletmesi bulunur. Su ve yiyecek vardır. Tonoz alınıp iskeleye palamar verilir. Sabah mis gibi ekmek çıkar fırında
n, akşam yemeğinizi burada yiyerek yelken yorgunluğunu atabilirsiniz.

eylül boynuzbükünde...

Gecelemek için Göçek koylarının en korunaklılarındandır. Meltem bazen içeriyi karıştırır ama iskelede iseniz sağlamdasınızdır.



Yassıcalar

Bu adalar takımı Boynuzbükünün ağzından görülür, koydan çıkıp dümdüz yol verilmez, arada ada ve sığlık vardır, haritada belirtilmiştir, açığından geçilmeli.

Yassıcalar bizim gün geçirdiğimiz yerlerdendir, esintili olduğundan günün sıcağından bayılmazsınız.

En güzel demir yerleri büyük yassıca ile küçük adanın arasında kalan sığlığın kuzeyidir. Burada gece kalınır, gündür tur tekneleri gelir, dım-tıs gürültüldür. Adaların arasında kuzey-güney yatan kanalda (sığlığın güneyinde) demirlenebilir.

Geceleyecek iseniz havaya dikkat edin, en güneydeki adaya sırtınızı verip iyice sokulursanız rahat edersiniz ancak dip eriştedir!


devamı yakında burada olacak...


Pazartesi, Mayıs 19, 2008

şarkılardan parçalar...

işte bazı şarkıların en anlamlı, dokunaklı, insanı uçurabilen veya düşündüren parçaları;


"...kız en güzel, en hafif giysisini giymiş,
oğlan renkli bi dünya boyamış,
kapkara kapılar sormuşlar onlara,
ayıp olmaz mı? ..."

ayıp olmaz mı? - mor ve ötesi


"...don't fool yourself,
she was heartache from the moment that you've met her..."

forget her - jeff buckley


"the gap that grows between our lives, the gap our parents never had...
...oh you're old i hear you say, it doesn't mean that i don't care..."

the everlasting - manic street preachers


"...hiç vaktin olmadı senin,
şimdi gelemezsin sırası değil..."

sırası değil - pinhani


"...i stay to watch you fade away,
i dream of you tonight,
tomorrow you'll be gone,
it gives me time to stay,
to watch you fade away,
i dream of you tonight,
i wish by god you'd stay..."

the second you sleep - saybia


"...we only said goodbye with words,
i died a hundred times,
you go back to her,
and i go back to us..."

back to black - amy winehouse


"eğer her gece yattığında,
büyülü düşler sana benden bahsediyorsa,
hemen tatlı uykundan uyan,
çünkü ben hiç uyuyamam,
seni düşündüğüm zaman..."

sevmekten usanmam - pinhani


"...but we live in a beautiful world,
yeah we do, yeah we do..."

don't panic - coldplay


"...herşeyi al bana beni geri ver,
bir şansım olsun..."

nilüfer - müslüm gürses


"...then she'd scream in my face, tell me to leave,
leave this place, because she's a supergirl..."

supergirl - reamonn

şimdilik bu kadar; ha unutmadan, eğer dinlemediyseniz, şarkıların hepsi tavsiye edilir...


patates, fesleğen ve kremalı makarna

oldukça doyurucu bir makarna... dün yine malzemesiz kalınca eldekilerle denedim, yazmaya değer;

2 kişilik

  • yarım paket spaghetti, linguine (şu yassı uzun makarnalardan) veya tagliatelle
  • 3 büyük patates
  • 1 veya 1,5 paket krema
  • kuru fesleğen
  • çam fıstığı
  • parmesan veya eski/yeni kaşar
  • zeytinyağı, tuz, sarımsak

  • tencere 2x
----
önce patasleri soy, küçük küpler halinde kes, tuzlu suda haşlamaya başla. makarnayı haşlarken, patateslerin çok pişmemesine dikkat! yoksa püre olur.

peyniri, sarımsağı, çam fıstıklarını ve mikserden geçir veya uğraşabilirsen rendele... kenara kaseye koy.

makarna haşlandıktan sonra, yapışmayan ve tüm makarnayı alabilecek tencereye kremayı boşalt, kasedeki karışımı ekle kısık ateşte krema fokurdayana kadar ısıt... eğer kıvamı artırmak istersen rende peynir ekleyebilirsin. en son fesleğeni ekle.

sıcak sosun içine makarnayı dök, (tersini yapma:) ısıtmaya devam et, iyice karıştır, tabaklara koy.

-----

yanına kolay içilecek bir kırmızı şarap aç, keyfine bak

afiyet olsun



 

yol şarkıları

otobüs camından roma'da otoban, saat 06:15

klimasız arabanın camları açılır, güney'e bu şarkılarla yol verilir; hele bir de yanında sevgilin varsa deme keyfine;

  1. mr. jones - Counting Crows
  2. ne olmaya geldim - Redd
  3. are you still having fun - Eagle Eye Cherry
  4. dont go away - Oasis
  5. sleepwalker - The Wallflowers

iyi seyirler... 

neden blog yazmaya başladın alp?

en basit haliyle; yaşayarak, görerek, dinleyerek keyif aldığım ne varsa hepsini biraraya toplayıp paylaşabilmek için blog.